• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
ŞEYH HAYDAR BABA
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
ŞEYH CEMİL EFENDİ İLE RÖPORTAJ

Babanız Haydar Baba hazretleri ile ilgili neler söylersiniz?

Çocukluğunu anlatmama gerek yok. Zaten biliyorsunuz. Babam ile ilgili bilgiler, hayatı vs. anlatılmış. Bunun dışında size ne söyleyeyim? ( Biraz durdu ve anlatmaya başladı ) Haydar Baba kendisini çalıştıran bir şeyh bulamamış esasen. Saunalı Mehmet Baba’dan kadiri tarikatı almış sonra şeyhine itikâfa oturmak istediğini söylemiş. Şeyhi ona:”Tamam, git perdeyi çek, otur” demiş. Bunun üzerine babam şeyhi Hacı Cuma Hoca’nın evinin altındaki samanlıkta  itikâfa oturmuş. Babam o itikafını şöyle anlatır: “İtikafta ben lailahe illallah çekiyorum. Şeytan sürekli kalbimde bana vesvese veriyordu.  7 gün sağdan alıp sola kalbimin üzerine bir balyoz gibi indirdim. 7 gün sonunda ben kendimi kaybetmişim. Cezbe hali gelmiş bana. Bir uyandım baktım ki bütün azalarım zikrediyor. Benim kalbime o zaman zikrullah tesir etti. Sonra dedim ki kalkıp çileye oturayım.  Manevi alemde bana : “Sağuna köyünde şeyhinin kabrinin bulunduğu camide çileye otur,” dediler.  Şeyh Hacı Cuma Hocaya gittim. Çileye oturmak istediğimi söyledim. O da bana: “İznini aldın mı? Dedi.  Manevi alemde izin aldığı söylemiş ve şeyhinin de izniyle çileye oturmuş. Mescitte çiledeyken 29. gün şikâyet etmişler. Şeyhi; on gün de evde otur, kırka tamamla, demiş. Ancak babam rahmetullahi aleyh eve geldiğinde itikâfının bozulduğunu düşünerek perdeyi çekmiş, 40 gün de evde itikâfa oturmuş. Böylece ilk itikafı 70 gün olmuş. Hayatı boyunca 4 kez çileye, 120 kez itikâfa oturmuş. Babam derdi ki benim amacım Allah’a ve yoluna hizmettir, icazet almak değil.

   Babam rahmetullahi aleyh çiledeyken  Şeyh Cuma Hazretleri birkaç günde bir yanına geliyordu. Bir gün şeyhine: “ Bana yardımcı olun, beni kadiriler bekliyor.” demiş.  Şeyhi Cuma Efendi ise, babama: Beni araya koyma, direk şah-ı Nakşibendî hazretlerinden icazet al, demiş. Bunun üzerine babamın şöyle dediğini işittim: Şah-ı Nakşibendî hazretlerini rabıta ettim. Yanında Abdulkadir-i Geylani’yi de gördüm. Bayrağımı getirdiler. Kalbimin orta yerinden zikri başlattılar. Bütün evliyalar toplandılar. Abdulkadir-i Geylani hazretleri ve şahı Nakşibendî hazretleri biri sağdan biri soldan icazet verdiler bana. Bir çile, hafi lailahe illallaha oturdum.  Hafi zikrin şeyh Mahmut Samini hazretlerinden Hz. Zülkifl peygambere gittiğini gördüm. Hafi Allah Allah çektim, onun da şah—ı Nakşibendî hazretlerinden İbrahim Halilullah’a gittiğini gördüm, dedi.  Cehri lailahe illallah çektim,  onun da Abdulkadir-i Geylani hazretlerinden direk Hz. Peygambere gittiğini gördüm, dedi.  Ben bu yollardan iki yolu tercih ettim:  cehri lailahe illallah, hafi Allah Allah, dedi.  Ancak sonra gördüm ki direk Hz. Peygamber ve Abdulkadir-i Geylani hazretleri önüme düştüler. Bu yüzden ben de en güzel, en kolay ve en tesirli yol olan cehri lailahe illallahı seçtim, dedi.

Aralarına tefrika koyanlar cahillerdir. Hangi tarikat olursa olsun cennete gider. Biri kuranı gizli okumuş, biri sesli okumuş, biri zikrullahı sesli çekmiş, diğeri gizli. Bunlar arasında bir fark yoktur. Hepsi kardeşimizdir ve hepsinin tuttuğu yol Allah yoludur. Bu cemaatler ve tarikatlar arasında dedikodu yapmak Müslüman’a yakışmaz. Nakşi der ki: Ben iki defa sesli lailahe illallah desem, cehenneme giderim. Bu, söylenecek laf mıdır? Bunu ancak cahiller söyler.  Baba rahmetullahi aleyh bana bir kişi öleceği zaman yanında cehri lailahe illallah çekin, muhakkak bu peygamber Efendimizin sünnetidir, dedi.

Bakın cehri zikir ile hafi zikir arasındaki fark: Hafi zikirde gözünü yumar, dilini damağına vurursun. Fakat cehri zikir öyle değil. Bir vücut, bir dil, bir de kalp. Üçü birleşiyor. Onun için de tesiri daha büyük oluyor. Zikirden gaye de zaten kalbi çalıştırmak, uyanık tutmak.

 Babam ilkin irşada kalkmamış.  Hz. Peygamber üç defa babama irşada kalk, demiş. Kalkmış, o en tehlikeli devrede irşada başlamış babam. Şeyhi gelip: Ne yapıyorsun, başın gider, başın! demiş. Baba r.a. ise şeyhine: Bu başı Allah mı götürür  yoksa kul mu? demiş. Ondan sonra da almış başını koltuğuna o en dar ve şiddetli zamanda köy köy irşada başlamış. Bir köyde ya üç ya dört kişi namaz kılıyor; hocayım diyen, şeyh diye geçinenler ortada yok. Babam bütün tehlikeleri göze alıp köy köy: “Namaz kılın, zikir edin, şeytanın yolunu bırakın, Allah’a gelin, ibadete gelin, taat edin.” diyerek insanları irşat ediyordu.  Ta ki yakalanana kadar. İki köy arasında yakaladılar. Ondan sonra sürgüne gitti. Onun vazifesi irşattı. Babanın hayatı gerçek anlamıyla dense ona kimse akıl sır erdiremez, akıl hayal, onun hayatını idrak etmez. Şeyh Hacı Cuma: Haydar, ulu Haydar, derdi. Bu asırda Haydar’a verilen hiç kimseye verilmedi.  Babam, çok zahmet çekmiş, kolaylıkla bu yolda ilerlememiş.

 

 

Tasavvuf, tarikat nedir? Tasavvufçulara, ehl-i tarik olanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Tasavvufçular şeriatten, Allah ve rasulünün yolundan ayrılmasınlar. Sonra da müstehaplara, nafilelere devam etsinler. Tasavvuf; iki zikir et, sonra çık git yapmadığın iş kalmasın, değil. Tasavvuf Allah’ın emrettiklerini yapmak, nehyettiklerinden de geri durmaktır.

  Şimdiki tasavvufçular lafta. Laflan olmaz. Veyahut babam şeyhti, ben de şeyhim. Ya da bir gecede sahip olmuş. Böyle tasavvuf olmaz,  hizmet lazım, çalışmakla, ibadetle, zikirle olur. Tasavvuf nedir, tarikat nedir? Bilmesi lazım. Tasavvuf odur ki bir elinde ayet, bir elinde hadis. Direk yürüyeceksin o yolda. Hz. Cebrail as. gelerek Peygamber Efendimize sordu: İman nedir?  Hz. peygamber;  Allah’a, kitabına, meleklerine, gönderdiği peygamberlere, Ahiret gününe ve kaza-kaderin ondan geldiğine inanmandır, buyurdu. Hz. Cebrail, İslam nedir, dedi. Hz. Peygamber (s.a.s) İslam; kelime-i şehadet getirmen, namaz kılman, oruç tutman, zekât vermen, hacca gitmendir, buyurdu. Daha sonra ihsan nedir diye soruldu. Bu soruya ise Hz. Peygamber ihsan; Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir, buyurdu. İşte tasavvuf bu ihsanın içindedir. İtikat, şeriat, tarikat… Bir insanın nasıl zahiri varsa batını da var. İç de olacak dış da. Dış şeriat, iç tasavvuf. Allah’ın zikrine devam edenle etmeyenin hali ölü ile diri gibidir. Ceset olmadan ruh olmaz. Fakat ruh da olmadan ceset bir işe yaramaz. Kupkurudur ceset. Bir balık nasıl ki ancak suyun içinde yaşıyorsa kalp de ancak zikrullahla yaşar. Kalbi toparlayan, düzelten zikrullahtır. Bütün ileri gelen zatlar hep zikrullahla yücelmişler, ileri gitmişler, nefslerini temizlemişler, doğruyu görmüşler.  Açın kitapları bir tarihe bakın. Mevlanalar, Abdulkadir-i Geylaniler, İmam Gazaliler, Bediuzzamanlar… Hep zikrullahla evliya mertebesine ulaşmışlar. Tasavvuf yaşantısı bütün büyük zatlarda vardır.  Bir gün İmam-ı Gazali’nin kardeşi  meclise girmiş ki İmam-ı Gazali şeriat hususlarında vaz u nasihatlerde bulunuyor yine. Gazaliye: “Ey demirleri keskinleştirici! Sen demirleri keskin edip kıyamete kadar kör mü kalacaksın?” demiş. Bu söz üzerine imam Gazali,  kalkarak bir derviş abası giyiyor, on sene dervişlerle gezip, zikrullahla meşgul oluyor. On yıl sonra bu kez çift kanatlı olarak tekrar irşada başlıyor.

Kim hizmet ederse kim öne düşerse düşsün, kardeşimizdir;  yalnız şeraitten,  Allah ve resulünün yolundan ayrılmayacak.

   Her insan tasavvufa girmeli midir?

Evvel şeriat… Ama kalp de tasavvufla düzelir ve kişi huzurla ibadet eder. Tasavvuf olmadan, zikrullah olmadan, huzur olmadan hiçbir şeye kavuşamaz insan.  Zannediyorlar ki tasavvuf ayrı, şeriat ayrıdır. Hayır, bunların hepsi birbirini tamamlar. Huzura kavuşmak için ne lazım? Lafla mıdır? Kalbi toparlayan, kalbin içindeki şeytani vesveseleri, kötü düşünce ve hayalleri kovalayan ancak ve ancak Allah’ı zikretmektir, zikrullaha devamdır.

İki zümre vardır ki çok tehlikelidir:

  1. Şeriata uymayan tasavvufçular. Biz, bunlardan uzağız. Zaten tarikat düşmanlığına da bu tür tasavvufçular yol açıyorlar. Her türlü film fırıldak var bu tür tasavvufçularda. Derlerdi ki Hacı Halil tarikate laf atıyor. Babasının taziyesine gittiğimde ona  dedim ki şeb ile şekeri birbirinden ayır. O da dedi ki: Benim lafım sizlere değil. Sizlerde âlimler var, veli zatlar var. Ben de ona dönerek: “Onlardan biz de uzağız, Allah onların şerlerinden muhafaza eylesin. O zaman de ki şeriata uymayan tasavvufçular, yani şeb ile şekeri birbirinden ayır.” Dedim.

  2. Ehl-i sünnet vel cemaat olmayan alimler. Bunlar da tehlikelidir. Yok efendim şefaat yoktur, tarikat yoktur, evliya yoktur, tesbih-zikir yoktur… Ya ne var? Çıkar ortaya bakalım. Ne kaldı elinde. Nasrettin Hocanın pazarı.  Leyleği tutmuş, bacağını kesmiş, boynunu kesmiş. Ne kaldı geriye? Ölüye kuran okunmaz, mevlüt okunmaz.  Millet uçuruma gidiyor. Yok o şirktir, bu şirktir, otur şirktir, kalk şirktir, yat şirktir, konuş şirktir, konuşma şirktir. Bir kere Allah’ın sevdiği dostlara düşman olmak Allah’a düşman olmaktır.  Allah’ın en sevdiği kimdir?  Peygamberler, evliyalar. O peygamberler, evliyalar çalışmışlar, çabalamışlar. Sürekli zikrullahla meşgul olmuşlar. Bu kez kalpleri durmamış,  başlamış sürekli  zikrullaha. Allah’ın en sevdiği kullardır bunlar. Allah’ın kendilerinden razı olduğu kişilerdir. Sen gelmiş onlara düşmanlık ediyorsun. Deli olsa böyle  yapmaz. Sen gelmiş dışarıdan eve bakıyorsun. Bu evin içinde bir şey yok diyorsun.  Biçare adam, senin kendinden haberin yok. Sabaha kadar yatıyorsun. Sabah namazına ya kalkıyorsun ya kalkmıyorsun. Onlar gece sabahlara kadar yalvarıyorlar, ağlıyorlar, sızlıyorlar. Hele bir evin içine gir bakalım. Neler var neler.

    Baba (r.a) : “Zikredersen kalp, vücut, dil zikre başlar. Devam edersen bir ateş düşer içine. Dünya ateşi gibidir ; ama acı değildir. Bu ateş her yanını sarar,  gece gündüz yakar, yakar  ve sıfatların ortadan kalkar. Böylece hiçbir şey kalmaz kalpte. Yalnız Allah…  Bundan ilerisini de söylersem bana taş atarlar, dedi. Hz. Peygamber (s.a.s) Ebu Hureyre’ye: Ya Eba Hureyr! Öyle şeyler var ki desem beni öldürürler.” buyurdu.

    Bu tasavvuf büyük bir iştir yalnız ehli olacak. Doğru olmak, doğru gitmek.  Evvela şeriat, ondan sonra tarikat.  Evvela bir meyvenin dışı olur, sonra içi. Tasavvuf olmadan şeriat olur ancak içi puc olur. Şeriat olmadan tasavvuf ise hiç olmaz.

    Bir de Şiiler var. Onlar da sahabelere hakaret ediyorlar. Onlardan da, zihniyet ve düşüncelerinden de kaçınmak lazım. Allah bu tür insanların şerrinden bizleri muhafaza etsin.

     

     Bazı ilahiyatçılar bir müride, şeyhe ihtiyaç yoktur, diyorlar. Bu konuda ne dersiniz?

Beyazid-i Bistami, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır, diyor. İlla bir usta lazımdır. Said Nursi Hazretleri diyor ki çok yerde Abdulkdir-i Geylani Hazretleri yardımıma koştu. Maneviyatta yardım olacak. Kişi kendi başına ilerleyemez. Bizler perdeyi çekip itikâfa oturuyoruz, çileye oturuyoruz.  Tarikatı olmayan biri de perdeyi çeksin, otursun. 24 saat sonra ne oluyor bakalım. Baba r.a.itikâfa oturacak bakıyor şeyhi de yok. Tepecüklü Mehmet baba’nın yanına gidip; “şeyhim ben itikafa oturuyorum, bana sahip ol” diyerek itikâfa oturmak için icazet istiyor.

     Sosyal bunalımlar, cinayetler, intiharlar, aile içi şiddet  vb. hat safhada. Bunlar için ne söyleyeceksiniz?

Bu, ahir zaman hastalığıdır. Yüzde sekseninde var.  Tarikatçılarda var, tarikatta olmayanlarda var. Bu ahir zaman alametidir. Bazılarında bu hastalık fazla, bazılarında ise az.  Bu tür cinayetler, intiharlar, şiddet olayları hastalığı fazla olanlar tarafından gerçekleştiriliyor ekseriya. Herkesin bir gayesi var. Gayeye ulaşamayınca bunalıma giriyor. Üniversite sınavına giriyor, kazanamıyor bunalıma giriyor. Sınavı kazanıyor, üniversiteyi bitiriyor, bir mesleğe atılamayınca bunalıma giriyor. Nasrettin Hoca’ya sormuşlar “Allah’la aran nasıl? diye. Vallahi iyi ama demiş, yetmiş senedir onun dediği oluyor. İnsanlar takdir-i ilahiye rıza göstermeyi, şükretmeyi, kanaat etmeyi, tevekkül etmeyi unutmuşlar. En şiddetli devredeyiz. Elimizden geldiği kadar ha siz ha biz kendimizi muhafaza edelim, çoluk çocuğumuzu muhafaza edelim. Sonra da Müslüman kardeşlerimize faydalı olalım. Bundan başka bir şey arama. Bundan başka gaye, ilerleme yok zaten.Ölüm gelene kadar huzur ile huşu ile Allah’a ibadet et. Gaye odur, ilerleme odur. Başka nereye ilerleyeceksin? Kim ki Allah’ın rızasına kavuşmak isterse Allah’a ibadet etsin. Kim Allah’ın kendisinden razı olmasını isterse ölene kadar kulluk etmeli.  Amacımız ölene dek Rabbimize kulluk etmek olmalı. Bu fani âleme ne diye aldanıyorsun? Elazığ’ın hepsini sana tapu etseler,  seni reis-i cumhur yapsalar ne fayda? Üç gün sonra bırakıp gideceksin.

Bu ahir zamanda imanımızı nasıl koruyacağız ve kalbimizi şeytanın şerlerinden nasıl temizleyeceğiz?

 Fazlasıyla zikrullaha devam etmek… Herşeyin bir temizlenme aleti vardır, kalbin temizlenme aleti de lailahe illallahtır. Hz. Peygamber (s.a.s. ) : “Kalbinize bekçi koyun, buyurdu. Sahabe: Nasıl bekçi koyalım ya rasulullah? Dediler. Bunun üzerine fahr-ı alem efendimiz: lailahe illallahı çoğaltarak, buyurdu.  Fırsattır. Fırsat eldeyken kıymetini bilmeli.  Dervişler gelip babaya ne yapalım dediler. Baba rahmetullahi aleyh: “Kalb-i mü’min beyt-i haktır, hacc-ı ekber ondadır. Buyur şeytanın putlarını temizle, Allah’ın beyti olsun.” Dedi. Dedikten sonra da döndü ve: “Çıkarmak kolay değil oğul, dedi.  Eskiden bir çanak çömlek bir de çul vardı. Kalpte başka da bir şey yoktu. Şimdi halı var, koltuk, kanepe var, araba var, apartman var, konfor var, servet var, zenginlik var.  Yiğitsen çıkar kalpten bunları. Bir mürid: “Her gün ya rabbi, kalbime tecelli et, derdi. Bir gün bir zat geldi. İçi pislik dolu bir daireye götürüp: “ Buradan içeri gir” dedi. Mürid, pis kokudan dışarıda bile zor duruyordu. Buraya girilir mi hiç ?” dedi. Bunun üzerine o zat: Günah ve vesvese kirleriyle dolu kalbine Allah nasıl tecelli etsin, senin kalbin buradan kötü? Dedi. Biz o davalardan vazgeçtik. Kuran ve sünnete tabi olalım, evliyaullahı da sevelim yeter. Kimselere düşmanlık etmeyelim. Yalnız şeriat yolundan gitmeyen cemaatleri ne seveceğiz, ne de yollarından gideceğiz. Diğerleri hepsi kardeşimizdir. Onlara taş atmak yok, eleştirmek yok. Kimisi Allah der, kimisi Lailahe illallah der, Kimi sesli zikrini çeker, kuranını okur, kimi sessiz.  Görüyorsunuz ya Müslüman ülkeleri ne hale sokmuşlar? Kaç fırkaya ayırmışlar, nasıl parçalamışlar. Yok sen şucusun, sen bucusun, sen sağcısın, sen solcusun. Lailahe illallah Muhammeden rasulullah.  Allahımız bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir. Ha ben eksik mi yaşıyorum. Buyur sen daha güzel yaşa.

         Gençlere ne tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

        Gençlik çok zor. Muhafaza etmek çok zor. Televizyonlara bakmasınlar demiyorum ama gayr-i ahlaki görüntülere, korku ve şiddet içeren filmlere bakmasınlar. Bir de dini kanal olarak bilinen bazı kanallarda Ahiretten, azaptan, Azrail’den, cennet, cehennemden haber veren filmleri izlemesinler.  Gençlerde yanlış algılamalara, korku ve ümitsizliğe yol açar. İki karpuz bir elle tutulmaz. Bir yandan ders çalışıyor, diğer yandan kız hatırında. Kıza kafayı takmış. Bir defa kalbinde bir düşünce oldu mu ders olmaz. Hatta ben kazanırım kazanmam düşüncesi bile olmayacak. Direk çalışsınlar, kalplerinde başka da bir şey olmasın. İnanın en yüksek mevkileri kazanırlar.  Gençler için en tehlikelisi kızlardır. Allah şerlerinden muhafaza eylesin.  Kızlarla arkadaşlık yapmasınlar. Hem dünyalarına hem ahiretlerine zarar. Okumalarına engel olurlar. Onları kalplerinden atsınlar. Biz okuyacağız desinler. Ey genç! Sen şimdi kızlara yalvaracağına oku yüksek mevkilere gel, onlar sana yalvarsınlar. Kalplerinde onlar olmasın ki derslerinde başarılı olsunlar, sınavlarını kazansınlar. Babalarınız harçlık gönderiyor, sizler de bari emeklerini boşa çıkarmayın.

 Ahir zamandayız.  İman ateştir. Ateşi elde tutmak oldukça zor. Tutsan elin yanıyor, bıraksan iman gidecek…  

Baba, sorularımız bu kadar. Bize zaman ayırdığınız için Allah sizden razı olsun.  Dernek işlerine de girdik. Bizlere dua edin.

Birden bire olmaz. Yavaş yavaş. Baba rahmetullahi aleyh diyor ki gencim, çalışıyorum. Rüyamda bir gece çok basamaklı yüksekçe bir merdivenden süratle en tepeye çıktım. Bir zat yanıma geldi ve nasıl çıktıysan öyle de in ve basamak basamak çık, dedi. Birdenbire oldu mu kıymeti bilinmez. Sarmaşık kavak ağacına yapışmış, çıkmış çıkmış. Kavağa: Sen ne kadar zamanda buraya çıktın? Demiş. Kavak ağacı: on yılda, demiş. Sarmaşık kavağa gülerek: Senin on yılda çıktığın yere ben üç ayda çıktım, demiş. Kavak ağacı: O, sonra belli olur, demiş.  Sonbahar bütün soğuğu, rüzgârı, yağmuruyla gelince sarmaşık kavağa: Kökünde bana bir yer yok mu? Demiş.  İşte öyle. Sarmaşık gibi hızla çıkan hızla da iner. Kim ki bir zerre kadar iyilik yaparsa onun karşılığını görür. Kim de zerre kadar kötülük yaparsa onun karşılığını görür. Hiçbir şey karşılıksız kalmaz. Allah size vermiş. Değerini, kıymetini bilin. Alla
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      26864 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret227783
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar4.07304.0893
Euro4.96854.9884
Hava Durumu
Anlık
Yarın
24° 27° 9°
Saat